DR.ALİ BEKTAŞ

 1964 KIRŞEHİR DOĞUMLUYUM.

İLK VE ORTAOKULU KIRŞEHİR DE OKUDUM. LİSE, ANKARA ATATÜRK LİSESİ (TAŞ MEKTEP) DE, ÜNİVERSİTE EĞİTİMİMİ, EGE ÜNİVERSİTESİ FEN FAKÜLTESİ KİMYA BÖLÜMÜNDE TAMAMLADIM.ANKARA İNCİRLİ LİSESİNDE KİMYA ÖĞRETMENLİĞİ SONRASI, ÇİÇEKDAĞI LİSESİ, BEŞİKLİ İLKÖĞRETİM OKULLARINDA KISA DÖNEM ÇALIŞTIM. ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİNDE YÜKSEK LİSANS VE ÖĞRETİM ÜYELİĞİ YAPTIĞIM SIRADA, HOLLANDA LAHEY EĞİTİM ATEŞESİ OLARAK ATANDIM. BU SÜREÇ İÇERİSİNDE ALMANYA BERLİN’DE HUMBOLDT UNİVERSİTESİNDE DOKTORA YAPTIM. TÜRKİYE DÖNÜŞÜ ANKARA ÜNİVERSİTESİ’NDE ÖĞRETİM ÜYELİĞİNE DEVAM ETTİM. 2010 YILI EYLÜL AYINDA EMEKLİ OLARAK ÖZEL BİR ŞİRKETTE ÜST DÜZEY YÖNETİCİ OLARAK GÖREV ALDIM.
KLASİK TÜRK VE BATI MUSİKİSİNİ, TÜRK HALK MÜZİĞİ, JAZZ DİNLEMEYİ SEVİYORUM. YURT DIŞINDA YAYIMLANMIŞ BİLİMSEL SON KİTABIM “CHEMISTRY OF THE GODS” 2013 TEMMUZ AYINDA YAYIMLANDI. ŞİİR KİTABI HAZIRLIKLARIM DEVAM ETMEKTE.

DOĞDUĞUM KÖY: KIRŞEHİR YAĞMURLU  KALE KÖYÜ                                http://yagmurlukale.orgfree.com/

Dr. Ali Bektaş, 1964 yılında Kırşehir, merkez ilçesi Yağmurlu Kale köyünde, fakir  bir çiftçi ailenin ilk çocuğu olarak doğdu. Yağmurlu Kale Köyü; kendi halinde, mütevazi, barışçıl insanların yaşadığı bir Anadolu köyü. Türkiye coğrafyasının ortalarında olan Yağmurlu Kale Köyü, yolu olmayan, suyu olmayan, devlet hizmetinden nasibini almamış, tarım ve hayvancılıkla kıt kanaat geçinen ama hallerinden de şikayet etmeyen, her ne olursa olsun şükreden insanların yaşam alanıydı. Seçimleri bile sadece muhtar seçimlerinde değişmeyen Rahmetli Hacı Osman Kahya seçiminden ibaret gören, devleti n tanımadığı, bilmediği  bir köy. Hatta, A. Kutsi Tecer Üstadın mısralarındaki “Orda bir köy var, uzakta  / O köy bizim köyümüzdür.  / Gezmesek de, tozmasak da  / O köy bizim köyümüzdür…” dizeleri aklıma geldiğinde hayıflanırım. “O köy bizim Köyümüz” diyecek birileri olmamıştı hiç. Köy, üç tepe arasına sıkışmış kalmış, düz alanları tarım alanı düzenlenmiş, kurak verimsiz toprakları olan, tarlalar nadasa bırakılmak zorunda olan ekonomik açıdan zor bir coğrafi yapıya sahip. 1965’li yıllarda Avrupa ülkelerinin işçi alımı ile dönemin gençleri Almanya, Hollanda, Avusturya, Belçika gibi ülkeler işçi olarak gitmeleriyle az da olsa maddi açıdan biraz ferahlama başlıyor 1970 başlarında. Köy ahalisinin en büyük ve onur verici bir özelliği ise köyde kavga nizah olmaması ve barış içerisinde kendi aralarında kurdukları imece usulü (aslında komin bir düzen) ile İsmet Paşa’cı (CHP) görüşünün hakim olduğu İlker şartlarda ileri bir toplum… 30 – 35 kadar hanenin olduğu, 150 – 200 kadar nüfuslu (şimdilerde virane olmuş köyüm); erkeler tarlalarda, kadınlar hayvan bakarak, su sırası bekleyerek ( su büyük sorundu), erkekler zaman bulduklarında “taşlı burun” dedikleri yerde toplanıp, birbirlerine tütün tabakaları ile tütün ikram ederek sohbet ederlerdi. Kendi yapılarına göre bir şivemiz olan, geleneklerine bağlı, saygı had safhada olan köyüm… Aslında su kaynakları çok, tepelerde olduğu için imkan yok. Devlette zaten bilmiyor, görmüyor. Tepelerde her adım başı rastlanan pınarları, ilkbahar ile birlikte her yan çiğdem ve yeşilin bütün tonlarının kendisini gösterdiği, mantarı, kekiği ile muhteşem bir doğa. Kadınlar toplanırlar ilkbahar ile birlikte, önlüklerini kuşanıp, gaz yağı tenekelerinden yaptıkları bıçaklarla tepelere kuşyemeği (madımak) toplamaya giderler çocuklar yanlarında, onlar da oyun için gitmişlerdir. Evimizin önünde bulunan soku taşı (buğdayın kaynatılıp –hedik- kurutulduktan sonra soku taşlarına doldurulur ve tokmak denilen ağaç dövmeçlerle vurulduğu taş) her gün yoğunluk yaşar. Sonbaharın gelmesiyle kışlıklar hazırlanmaya başlamıştır. Bulgur, Tarhana, kekik, nane, un, tezek, odun, peynir, kurutulmuş sebzeler , turşu gibi… Değişmeyen bir menümüz vardı: Bulgur pilavı, soğuk aş, kuş yemeği, kuru fasulye, nohut, yaprak sarması, dövme aşı, patlıcan yemeği… Sıvı yağ yada margarin yağ kullanılmaz, tereyağ ve hayvansal yağlar kullanılır, yufka ekmek, bazlama, çığırtma (çiğ börek diyorlar yenilerden), arada da Pazartesi günleri Kırşehir’e gittiklerinde somun ekmeği… Kırşehir’e 20 km. mesafede ve bir vasıta var, Yaşar emminin (bir dönem imam olmadığında köyde imamlıkta yapmış, -Tanrı mekanını cennet etsin- Yaşar Şahin) minibüsü. Pazartesileri Kırşehir’e gidilir, ihtiyaçlar toptan alınır, o arada da dört beş somun ekmeği alınmış olur. En güzel tarafı, somun ekmeğinin birisi minibüste sivri biber domates ile yenilir.

Altı yaşında okula başladım. Birleştirilmiş sınıflardan oluşan, iki öğretmenli bir okul vardı. Okulun kıdemlisi eğitmen olan Hasan öğretmen(Ünlü) idi. Hasan Öğretmeninimin de Cennette olmasını temenni ediyorum, nur içinde yatsın. Okul arkadaşlarım, İsmet Demirbaş (çok değerli bir bilim ve eğitim insanı, Türk aydını), Mustafa Ünlü, Cennet Ünlü, Veli Dağdevren, Remzi Demirbaş ve özür dileyerek hatırlayamadığım değerli arkadaşlarımdı. Siyah önlük, beyaz yaka, naylon yada soğuk kuyu ayakkabı, muhtemel ucuz kadife pantolon, gaz lambası yada çıra ışıtma gereçleri. Zordu ama güzeldi. En azından şimdilerden çok daha güzel. Samimi, dürüst saygılı insanlar vardı. Yardımlaşma vardı. 

 

 

 

 

 

Yoruma kapalı.